Error: Only up to 6 modules are supported in this layout. If you need more add your own layout.

Yolun Hakkı

Arkadaşınız Talip Rıza :) | . | TOMURCUK

Ömer ağlayarak eve girdi. Annesi onu bu halde görünce telaşla ne olduğunu anlamak için koştu. Ömer’in elbiseleri toz toprak içindeydi, saçları darmadağınıktı. Akan gözyaşları tozlu yüzünde iz yapmıştı. Elinde tuttuğu babasının yeni aldığı top, top olmaktan çıkmış işe yaramaz bir deri parçası haline gelmişti. Annesi:

– Oğlum bu halin ne! Sana bunu kim yaptı? Yeni topuna ne oldu? Sorularını birbiri ardına sıraladı. Ömer güçlükle:

– Arkadaşlarla beraber arkadaki yolda top oynuyorduk. Aramızdan hızla bir otomobil geçti. Topumu ezdi, maçı bize zehir etti.
Bu duyduklarından sonra anne iyice sinirlenmişti:

– Hemen lavaboya koş, ellerini ve yüzünü güzelce yıka ve elbiselerini değiştir. Bu halinle çok kötü görünüyorsun. Böyle bir olayı ucuz atlattığın için de Allah’a şükret.
Babası ve kız kardeşi Zeynep her Cuma günü adetleri olduğu üzere yakın akrabalarını ziyarete gitmişlerdi. Bu yüzden evde yoklardı. Yoksa babası Ömer’i bu halde görse idi iyice kızabilirdi.
Akşam ezanından az önce babası ve Zeynep eve döndü. Akşam namazına hazırlık yapmak için lavaboya giden baba, Ömer’in kirlenmiş elbiselerini ve patlayan topunu gördü. Babası olanları anladı; Ömer kendisine söylediklerini dinlememiş yine caddede top oynamış olmalıydı. Babası Ömer’e iyi bir ders vermesi gerektiğini düşündü. Ama tam bu esnada Akşam ezanı okunmaya başlayınca bu işi namazdan sonraya bırakmaya karar verdi. Bütün aile beraberce akşam namazını kıldılar.
Namazdan sonra babanın kızgınlığı biraz hafifletmişti. Ömer’i karşısına aldı:

– Oğlum seni daha önce uyarmıştım. Niçin daha dikkatli davranmıyorsun. Yine o tehlikeli yolda top oymamışsın, elbiselerini parçalamış, sana aldığım topu da patlatmışsın. O kalabalık caddede sen veya arkadaşlarından biri geçen arabaların altında kalıp can verebilir, öyle değil mi?
Ömer diyecek bir şey bulamıyordu. Başını önüne eğmişti. Sessizce ağlıyordu. Annesi de konuşmaya katıldı:

– Çevrede oturan insanları rahatsız etmeye de hakkınız yok. Evinde hasta yatan ve sessizliğe ihtiyaç duyan insanlar olabilir. Onlara karşı saygılı olmak zorundayız.
Zeynep bir şeyler söylemek için babasından izin istedi:

– Eğer ağbim bana gücenmezse ben de bazı şeyler söylemek istiyorum.
Ömer ise hala ağlıyordu. Babası gözyaşlarını silmesi için ona mendilini uzattı.

– Söyle kızım. Biz bir aileyiz, burada herkes birbirinin iyiliği için her şeyi yapmalıdır. Ağbin de sana darılmaz, ne söylemek istiyorsan söyle.

– Bugün arkadaşlarımla okuldan dönüyorduk. Konuşarak kaldırımdan yürüyorduk. Ama kaldırımdan rahatça yürümek ne mümkün. Satıcılar baştan başa sıralanmış ve insanların yürümesine fırsat vermiyorlardı. Biz de mecburen caddenin üzerinde yürümek zorunda kaldık. Otomobiller yanımızdan büyük bir hızla geçiyorlardı, her adım bizim için bir yeni tehlike taşıyordu.
Kaldırımları dolduranlar keşke sadece satıcılar olsa yine iyi! Bir çok kahvehane ve lokanta, masa ve sandalyeleriyle kaldırımları tamamen kapatmışlardı.
Sonra bir arkadaşımızı evine bırakmak için arka sokaklardan birisine saptık. Ne olsa iyi! Başımızın üzerinden bir şeylerin yağdığını gördük. Bir kadın bir kova suyu balkondan aşağıya boşaltıyordu. Biraz kenara çekilmeseydik, her tarafımız sırılsıklam olacaktı. Bu da yetmezmiş gibi bazı yerlerde çöplerden küçük tepecikler oluşmuş olduğunu gördük. Etrafa gerçekten kötü kokular yayıyorlardı.
Kızının anlattıklarının ciddi bir problem olduğunu bilen baba:

– Söylediğin şeyler hakikaten çok ciddi sorunlar sevgili kızım. Şu görünen hali ile manzara pek iç açıcı değil. Halbuki ortak olarak kullandığımız sokaklarımızı temiz tutmak toplumun bütün fertlerinin işidir. Bunun herkesin sahip çıktığı bir ahlak kuralı olması gerekir.
Ömer biraz sakinleşmiş ve yaptığı işin hiç de doğru olmadığını şimdi daha iyi anlamıştı:

– Baba, bir daha caddede top oynamayacağım ve insanları rahatsız edecek bir şey yapmayacağım. Babacığım insanlardan bir çoğu sokakta ve yollarda nasıl davranacağını bilmiyor. Bunun için ortak bir kural var mıdır?

– Ömer sen de ashabın, Peygamber Efendimiz’e sordukları bir soruyu hatırlattın. Medine şehri, o zamanlar şimdi olduğu gibi değildi. Sokaklarda çok toz olur, insanlar yürüdükçe etraftan toz toprak yükselirdi. Evlerin önünde de o zamana göre gölgelikler yapılırdı. İnsanlar buralara oturur dini meseleleri konuşur, hatıralarını tazelerlerdi.
Yollardan havalanan toz ve toprak insanları rahatsız ederdi. Ayrıca biliyorsunuz yoldaki mikroplar böylece sağa sola yayılabilir. Bu da bir çok hastalığın ortaya çıkmasına sebep olur. Halbuki dinimiz her zaman ve ortamda temizliğe çok dikkat edilmesini emretmektedir. Buradaki temizlik, sadece kişinin elbisesine ait olmayıp, kendi evinin önündeki pisliği temizlemekten tutun da, insanın dilini kötü konuşmaktan alıkoymasına kadar geniş bir manayı ifade etmektedir.
Sevgili Peygamberimiz, insanların kapılarının önünde oturduklarını görünce, bu alışkanlığın çok faydalı olmadığını onlara izah etti. Çünkü böyle bir davranış bir çok kimseyi rahatsız edebilirdi. Nitekim de öyle oluyordu; insanlar yolda yürürken zorlanıyorlardı. Ya da oturanların bakışları onları rahatsız ediyordu. Yahut orada çok gerekli olmayan konular konuşuluyordu. Bu rahatsız edici durumlardan dolayı Hazreti Peygamber, insanların yol kenarlarına oturup orada vakit öldürmelerini yasakladı. Ama mutlaka oturmaları gerekirse yani bu bir mecburiyetten kaynaklanıyorsa onlardan “yolun hakkı” nı vermelerini istedi. Onlar da:

– Ey Allah’ın Peygamberi, “Yolun hakkı” nedir? diye sordular.

– “Gözlerinizi her türlü kötü manzaradan korumalısınız. İnsanlara en küçük bir zararınız dokunmamalı. Size verilen selamı mutlaka almalısınız. Orada insanlara faydası olan şeyler yapmalısınız. İşte bunlar yolun hakkıdır.”
Baba, çocuklarına dönerek:

– Görüyorsunuz, yolun kendine ait bazı kuralları var. Herşey sadece top oynamak meselesine bağlı değildir. Ben sizlerden bunu anlamanızı istiyorum.
Cenab-ı Hakk bize iyi insan olmanın yollarını öğretsin.