Error: Only up to 6 modules are supported in this layout. If you need more add your own layout.

Dilim Evimi Yıkıyordu!

Arkadaşınız Talip Rıza :) | . | TOMURCUK

Fen Bilgisi dersinden yeni çıkmıştık. Yan sıradaki arkadaşlar hararetle birbirlerine birşeyler anlatıyorlardı. Adımın geçtiğini duyunca ne konuştuklarını merak ettim ve yanlarına gittim. O gün okula gelmeyen bir arkadaşımızın hep hasta numarası yaptığını, yalan söylediğini, derste kopya çektiğini falan anlatıyorlardı. Bana da sordular “Sen de biliyor muydun?” diye. Bahsettikleri Engin’di. Hemen önümdeki sırada oturduğu için yaptıklarını görüyordum. Buna rağmen ben kötü bir şey söylemedim ama ben de katıldım aralarına ve dinlemeye başladım.. o-bu derken öğretmenlerimiz de dahil sınıftaki herkes hakkında ne biliyorlarsa anlattı arkadaşlarım birer birer…

Sonraki ders Din Kültürü’ydü. Dersin sonunda öğretmenimiz ödev olarak zeka sorusu gibi birşey sordu. Bedenimizin bir uzvunu soruyordu. Yıllarca büyük çabalarla, her türlü aleti kullanarak yaptığımız kocaman birşeyi, hiçbir alet kullanmadan bir dokunuşta yıkacak bir uzvumuzu… doğru cevabı bulan herkese çikolata hediye edecekti.

Eve gider gitmez ansiklopedileri, fen bilgisi kitabımı karıştırdım, anne-babama sordum, bulamadık. Nineme sordum, cevabını bildiğini ama ödevin çalışarak bulmam için bana verildiğini ve daha fazla araştırmam gerektiğini söyledi. Düşündüm, düşündüm, düşündüm… Çalışma masamda uyuyakalmışım ve bir rüya gördüm: Ben boş bir arazide oyuncaklarım, yapbozlarım, fotoğraflarım, çikolata ve şekerlerimle kocaman bir ev yapıyordum. Çok yorulmuş ve terlemişim. Tam bitirmek üzereyken evin damından aşağıya indim, dilimi çıkardım. Dilim büyüdükçe büyüyordu. Benden bile büyük hale geldi. Dilimle eve dokundum ve kocaman bina yıkılıverdi. Bütün emeğim boşa gitmişti. Aynı şeyi defalarca yapıyordum. Bin bir çabayla yaptığım evi dilimle yıkıyordum.

“Talip!..Talip!..” diyen annemin o güzel sesi, beni çok yoran kabusumdan uyandırdı: “Sabaha kadar masada uyunur mu oğlum? Okul saati geldi. Boynun da tutulmuştur şimdi!.” Masada uyumaktan çok, rüyamda yapıp yapıp yıktığım evler yormuştu beni. Rüyama bir türlü anlam veremedim. Anneme anlattım, o da “Hayırdır inşallah, ama okuldan sonra konuşuruz, derse geç kalacaksın yoksa!” deyip kahvaltı masasına çağırdı.

Gün boyu rüyam aklımdan çıkmadı. Tabiî öğretmenimizin sorduğu soru da… Eve geldiğimde din kültürüyle fen sorusunun ne bağlantısı olabilir diye düşünürken evdeki dinle ilgili kitapları karıştırmaya başladım. Tam pes edecektim ki, her gece yatmadan önce annemle beraber mutlaka bir kaç sayfa kitap okuyan ve “çok şükür bu gece de nurlandık” diyerek yatak odasının yolunu tutan babamın o an okudukları dikkatimi çekti: “Nasıl ateş odunu yer bitirir; gıybet dahi a’mâl-i sâlihayı yer bitirir.” Biliyor musunuz, birden beynimde şimşekler çakıyormuş gibi oldu.. acaba öğretmenimin sorduğu bu muydu? “Gıybet” ne demekti acaba? Sorsa mıydım hemen babama;

– “Hayrola oğlum bu saate kadar yatmadın mı?”

– “Hayır babacığım, sana birşey sorabilir miyim?”

– “Tabiî yavrum, ne demek? Bu saatte bile sana soru sordurtan şeyi çok merak ettim doğrusu!”

– “Gıybet ve a’mâl-i saliha ne demek babacığım?”

– “Ooo.. bu saat için çok hassas bir soru bu yavrum; ama dilimin döndüğü kadar anlatayım. ‘Gıybet’ bir insan hakkında onun olmadığı bir yerde ve duyduğu zaman hoşuna gitmeyecek, hatta onu üzecek bir şekilde konuşmaktır. Çok masumca başlar insanlar gıybet etmeye ama o, konuşanı, dinleyeni ve toplumu zehirleyen bir yılan gibidir. Allah’ın en sevmediği günahlardan birisidir. Kul hakkına girilmiş olunur ve gıybeti yapılan kişi kendisi hakkında konuşulanları öğrenip o kimseleri affetmedikçe, Allah da gıybet edenleri affetmez.”

– “Ne gibi hoşlanmayacağı şeyler konuşulursa babacığım, mesela bir arkadaşımız yalancıysa bunu söylemek de mi günahtır?”

– “Evet yavrum, arkadaşınızın kötü huyları, vücudundaki sakatlıkları, boyu, kilosu, burnu hakkında bile olsa o kişiyi üzecek şekilde konuşmanın hepsi günahtır.”

– “Ama neden baba? Yalan değilse söylediklerimiz, hatta yüzüne karşı da söyleyebiliyorsak niye günah olsun ki?”

– “Bak yavrum! Yüzüne karşı söylediğinde zaten hakaret edip kırmış olursun, bu bir kul hakkıdır, e.. arkasından yalan söylesen iftira olur, o daha büyük bir günah; arkasından doğru, ama kötü şeyleri söylersen de gıybet olur. Gıybet çok sinsi bir günahtır. İftiracıları kimse sevmiyor, bu yüzden insanlar iftira etmeye kolay kolay cesaret edemiyorlar. Ama gıybet biz hiç farkında olmadan sohbetlerimize karışıveriyor. Doğruyu söylüyoruz deyip, gıybet yaptığımızı kabul etmek istemiyoruz.”

– “Peki öyleyse, hırsızları, katilleri polislere; yalancıları anne-babalarına, öğretmenlerine şikayet etmek de gıybet mi oluyor? Hep susalım, onlar da kötü insan olmaya devam mı etsinler?”

– “Allah’ın insanların kötü huylarını söylememize izin veridiği bir-iki yer var oğlum. Buralarda çok hassas davranıp, hem gıybete girmemeliyiz hem de o kimseleri o kötü alışkanlıklarından vazgeçirmeliyiz!”

– “Peki, söylenenlerin gıybet olmayacağı yerleri de annem söylesin, olur mu anneciğim?”

– “Tamam akıllı yavrum, onu da ben söyleyeyim: Allah, kötü huyu olan kimsenin o kötü huyunu bıraktırabilecek olan kişiye, başkasına duyurmadan ve durumu abartmadan, en hafif şekilde anlatmaya müsaade etmiştir. Yalnız oğlum, çok dikkat etmek lazım, eğer o kişi onu çözebilecekse anlatabilirsin.”

– “ ‘A’mâl-i saliha’ nedir anneciğim?”

– “O da ibadetler dahil Allah’ın hoşuna gidecek, insanı bir adım daha Allah’a yaklaştıracak olan her güzel davranıştır, yavrum. Namazını kılman, orucunu tutman, bir fakire yardım etmen, yiyeceğini, oyuncağını arkadaşlarınla paylaşman, büyüklerine saygılı olup sesini yükseltmemen, yalan söylememen.. bütün bunlar güzel davranışlardır.”

– “Şimdi anlıyorum… Meğerse rüyamda sorunun cevabı gizliymiş!”

– “Ne dedin oğlum?”

– “Hani dün bir rüya gömüştüm ya anne, sabah da sana anlatmıştım.. bütün gücümle ve eşyalarımla yaptığım koca bir binayı dilimle yıkıyordum. Demek ki, geçen gün sınıftaki arkadaşlarla gıybet edince kendi yaptığım cennet evimi kendi dilimle yıkmış, bütün a’mâl-i salihamı silmiş oldum..:(( Fakat, ben kötü bir şey dememiştim ki, sadece dinlemiştim anne.

– Bak yavrum, Peygamberimiz buyuruyor ki, “Gıybeti dinleyen de onu yapan gibidir.”

– Yaa.. peki şimdi ben ne yapacağım anne? Yaptıklarımın hepsi boşa mı gitti yani, Cennet’e gidemeyecek miyim?”

– “Dur oğlum! Öyle hemen ümitsizliğe düşme. Allah çok merhametli. Bu günahından temizlenmenin bir yolu var.”

– “N’olur söyle anne, bilmiyordum ve şimdi çok üzüldüm, ne yaparsam Allah beni affeder?”

– “Her şeyden önce, yaptığına pişman olup tevbe edecek ve aynı günahı tekrar etmemeye çalışacaksın. Sonra gıybetini yaptığın kişinin yanına gidip, olup biteni anlatacak ve helallik isteyecek, pişmanlığını ona da belli edeceksin.”

– “ Peki ya arkadaşım kırılır da beni affetmezse?”

– “Sen hakikaten pişman olur ve Allah’tan af dilersen, Allah da arkadaşının gönlünü yumuşatıverir. Tabiî bu Allah’a olan güvenine bağlı… Soracağın başka birşey yoksa, namazını kıl, Allah’a tevbe et, yarın yapacak çok işin olacak..”

İşte böyle arkadaşlar, bu hafta sizinle bir rüyamı ve onun açıklamasını paylaştım. Uzun lafın kısası:

Gıybet sanki bir ateş, sevapları yer bitirir,
Dinleyen kimseler de gıybet etmiş gibidir,
Siz siz olun o günaha girmeyin,
Cennet evinizi bir anda devirmeyin.

Düşmüşseniz bir kere onun alevlerine,
Her şey bitti demeyin, güvenin Rabbinize,
Koşun hiç beklemeden tevbe seccadenize,
Pişmanlıkla el açınca günah kalmaz geriye.

Arkadaşınız Talip Rıza 🙂