Error: Only up to 6 modules are supported in this layout. If you need more add your own layout.

Kalplerin Te’lifi ve Umursamazlık

Herkul | . | KIRIK TESTI

Kalplerin te’lifi Cenab-ı Hakk’ın elindedir. Ama insanların da kendi aralarında birlik ve beraberliği temin etmek için iradelerini kullanmaları gerekmiyor mu? Cenab-ı Hak ehl-i imanın itilâf ve ittifakı için sebepler yaratmış. Üstad’ın ifadesiyle esbab O’nun izzet ve azametine perde olmuş. Bizler şart-ı adi planında o sebepleri yerine getirmekle mükellefiz. Bunları hayata geçirebilirsek Cenab-ı Hakk’ın rızası istikametinde ittihadı, ittifakı aramızda tesis ederiz.

Bizim ittifak ve ittihadımızı gerektiren o kadar çok sebep var ki! Allah’ımız bir, Peygamberimiz bir, dinimiz bir; bir, bir, bir… Bine kadar bir. Bütün bu birler bizim bir ve beraber olmamızı gerektiriyor. Önemli olan insan vicdanının bunu duymasıdır. Zira bu birlerin vicdan tarafından duyulması ve hissedilmesi ölçüsünde birlik ve beraberlik yakalanır.

Öte yandan bizim örfümüz bir, âdetimiz bir, geleneğimiz bir, vatanımız bir, kaderimiz bir; bir, bir… Yüze kadar bir. Bizler acı-tatlı aynı kaderi paylaşmışız yıllarca, asırlarca. Hâlâ paylaşıyoruz. Millî beraberliğimizi temin etmesi gereken faktörler değil mi bütün bunlar?

Hepsinin ötesinde dine, vatana, millete, devlete, kültüre hizmet seferberliğinde felsefe bir, mantık bir, yorum bir, mülahazalar bir, duygular bir, mahkumiyet bir, mağduriyet bir; bir, bir, bir…. Evet, bizler yeni bir ba’sü ba’del mevt döneminin çocuklarıyız. Aramızda tesis edeceğimiz birlik ve beraberlige bu noktadan bakmalıyız.

Bu arada kavlen Rabb’e yönelmeyi ihmal etmemeli ve ellerimizi Rabbimiz’e kaldırarak “Ya Rabbi bizler ittihat istiyoruz!” diye dua dua yalvarmalıyız. Zira inanıyoruz ki ittifakımız adına küre-i arz dolusu altın sarf etsek, O’nun izni olmaksızın kalplerimizi te’lif edemeyiz. İnancımız o ki, kınından çıkmış kılıçları kınına sokturacak olan O’dur. Bize düşen fiilî ve kavlî olarak alelâde sebeplere tevessül etmektir. Aksi takdirde o neticeyi yaratmaz Allah.

Evet, zorlanacağız belki ama insan olmanın hakkını vereceğiz. İrademizi bu istikamette kullanacağız. Herhalde hiç kimse iradesiz bir arada duran bir demet ot veya bir düzine ağaç gibi olmak istemez. İradesinin hakkını veren bir insan olmayı tercih eder. Sürü içinde hayatını sürdüren hayvan olmak da istemez, istememeli bence. Çünkü varlık âleminde irade ve iradeyi kullanma hakkı sadece insana verilmiş. O halde bunun hakkını vermek gerekmez mi?

Bugün bizler Cenab-ı Hakk’ın çok büyük lütuflarına mazharız. Dünya genelinde Allah’ın izni ile gerçekleştirilen faaliyetlere bakın. Başkaları bu işlerin arkasındaki Sahib-i Hakikî’yi göremediklerinden “Nasıl olur böyle büyük bir proje hayata geçirilebilir?” diye şaşkınlıklarını ifade ediyorlar. Halbuki menfi manâda bu kadar olup biten şeylere rağmen mevcut tablo O’nun kudret elini göstermiyor mu? Bu işleri yaptıran Allah’tır. O, isterse azizleri rezil, zelilleri aziz yapar. Öyleyse unutulmaması gereken bir şey vardır; insan odun bile olsa kullanıldığı yer itibarıyla kıymet kazanır.

Bütün sermayemizi bir kırık testi misali o havz-ı kebire atma ve testimizde ne kadar su varsa oraya dökme mecburiyetindeyiz. İnsanlığın İftihar Tablosu “Kardeşlerim!” demişti. O kardeşliğin hatırına “Ya Rabbi! İttifak ve ittihadımız adına elimizden gelen budur; gücümüz, takatimiz bu kadar. Kalplerimizi telif et!” diye dua dua yalvarmalıyız. Sizler dualarınızda: “Allahım kalplerimize ittihat ver!” diye bir vefa eseri olarak bütün arkadaşlarınızı teker teker, isim be isim zikrediyor musunuz? Fahr için değil ama misal teşkil etme adına söyleyeyim, ben zikrediyorum. Dua ederken hayal dünyamda her yeri dolaşıyor, herkesin adlarını teker teker yad ediyor ve bunu yapmamayı kardeşlerime, arkadaşlarıma en büyük vefasızlık sayıyorum.

Evet, çocuğu olmayan çocuğum olsun diye, hastalığı olan hastalıktan kurtulayım diye Cenab-ı Hakk’a hangi heyecan ve ızdırapla yalvarıyorsa aynı heyecan ve aynı ızdırapla; “Allahım! Kardeşlerimizin kalplerini te’lif buyur!” diye yüreğimizi çatlatırcasına yalvarabilmeliyiz. Kaldı ki bu noktada yapılabilecek şeylerin en basitidir dua. Bu fikre iştirak ediliyorsa ve hâlâ dua etme konusunda gevşek davranılıyorsa dilim varmıyor söylemeye ama bu tavır -hâşâ!- Cenab-ı Hakk’ı umursamazlık anlamına gelir. O’nu, O’nun meşiet ve kudretini umarsamama O’na karşı saygısızlık demektir.

Fazla söze hâcet yok. Allah’ın bir insana vereceği en büyük nimetlerden birisi istemeyi vermesidir. O, bir insana istemeyi vermiyorsa, o zaman vermeyecek demektir.